Travesti ona bakmak yaşlanan bedenime iyi geliyordu

Travesti ona bakmak yaşlanan bedenime iyi geliyordu

Mektup yazmak da kabiliyet meselesi oğlum Osman! O mahur beste çalar Müjgan’la ben travesti ağlaşırız diyememek de topluma eziyet olmuş bu günlerde. Bana ne?
O, sevdiği kadına methiyeler dizerken, ben sana perişanlığımı söyleyemediğim için suçluyum. Korkağım be! Töre ayaklarına almışlar Ayzer’i içeriye. Henüz on sekiz yaşında beyaz tenli, nazif bir delikanlı…
Adam yaralamaktan girdim içeriye bir kadını azılı kocadan kurtarmak için elimin tersini kana buladığımdan adalete kurban verildim. Aymazlığım da çirkefliğim de o yıllardan miras bana. Haytayım nasıl olsa!
Ama güzel âşık oldum ha! Her türlü nefrete karşı onu korumak adına sırtımı siper olarak kullandım. Sırtına sulu boyadan bir cennet çizmek için uğraştım zira uğraştıysam da olmadı.
Sevdanın hiçbir halinden anlamadı.
Bir sabah girdi işte koğuştan. Başı öndeydi, suskundu biraz lakin işin aslı bu değildi! Sonradan gördüm dilindeki akrebi. Onun yüzünden dayak da yedim aç da düştüm hücrede.
Boş olan ranzaya uzandı. Yalnızdı. Kumaşı yırtık bavulundan iki-üç kitap çıkardı. Gayriihtiyarî gözlerime baktı ve “tanıdım seni” dedi. “Sen, babamın arkadaşı Bahra’sın.” Sonra da konuşmadı zaten. Çok garip bir oğlandı. Yüzü hapishane avlusu kadar soğuk ama bir o kadar da sahte travesti haberleri özgürlük kadar umut vaat ediciydi. Haftalarca doğru düzgün konuşmadığı olurdu. Bu durumun ardından ondan tek kelam duymayı bekler hale geldiğimi fark ederdim. O, dört duvar arasında gördüğüm tek altından Ay’dı.
“Ağladım göz yaşlarım döndü denize ben derdimi kimseye söyleyemedim.”
Söyleyemedim çünkü elimden nasıl izah edileceğini bilmediğim şeylerin içimde büyümesini hissetmekten başka hiçbir şey gelmiyordu. İlk kez aynadaki aksime âşık olmanın, bende yarattığı beceriksizliği utanarak yüzüne haykıramıyordum. Öyle kolay değildi Ayzer’in karşısına geçip bu travesti gece benimle aynı yatağı bölüş demek, ulan ekmek miydi, katık mıydı ki aşk masaya konulup istanbul travestileri yenilsin.
Zamanla şarkılar söylediğimizi fark ettim. Ben çaldım, o söyledi. Dudaklarının dizelere eşlik eden uyumuna hayranlık duydum..
Bir kez öptüm ya, oğlum Osman ibne deniyormuş bana. Ayzer sabaha kalmadan çağırdı travesti siteleri gardiyanı “alın beni bu sevicinin yanından” dedi. Nasıl sustuysam artık, iki gün hücrede kaldım, dayak yedim. Sülaleme küfrettiler.
Ayzer bana yapılanlara dayanamayıp “iftira attım” dedikten yıllar sonra iki bardak demli çayı karşılıklı koyunca muşamba masa örtümüzün kenarına, “yıkılmasın bu sevdamız” diyecektim. Mektup yazmayı da ondan öğrenecektim.
Büyüdüğünü görecektim; saçlarının kırlaştığını, sazı daha iyi konuşturduğunu… Vallahi Osman! Usturayı dayadığında gırtlağıma, aman çömezdir keser diye korkmayacaktım.
Millet, arka mahallelerde seviştiği kadınların eline para sayarken, töre kanunları kol gezerken üstünkörü, tüm bunların yanında yakışıksız kalan biz olacaktık. Ulan! En çok o okuyacaktı  travesti resimleri canıma.
Yine volta vakti Ayzer’le kısacık bir yolu ileri geri yürümek de güzel…
“Biliyor musun Bahra, burada intiharı yalnızca depresyona bağlıyorlar. Hemşireler saçma sapan sorularıyla canıma kıyıp kıymayacağımla ilgili fikir ayrıcalığına düşmekten korkuyor. O halleri beni yalnızca güldürüyor. Oysa halimden memnunum, ömrümün sonuna kadar kitaplardaki hayatları yaşayabilirim.”
Geçen senelerde onun konuşmaları artıyor, benimkiler tükeniyordu. Çünkü, Ayzer’e bakmak yaşlanan bedenime iyi geliyordu.Kendimi genç hissediyordum. O, bi nevi ilaç gibiydi.
Yemeklere katılan şap var ya hani, hapishane müdürünün küfürleriyle mahkûmları ezip geçmesi kadar küçük düşürücü olamazdı veyahut bilinenin aksine burada kimse bacak arasından sarkanla ilgilenecek kadar boş zamana da sahip değildi.
Aramızda olanlar koğuş kalabalıklaştıkça yok olup gitti. Halen diğer mahkûmların aşağılayıcı iğrenç bakışlarıyla karşılaşıyordum. Ayzer’le satranç oynamamız bile birilerinin gözüne batmaya yetiyordu. Onlar televizyonun karşısında dalıp giderken, ranzamda Küçük Prens’e bir şehir kuruyordum. Ayzer, her şeyin başına yakışıyordu. Alıyordum altın rengi Ay’ı baş tacı ediyordum.
Kimsenin ilgisini çekmediğimiz vakitlerde dokunuyorduk birbirimize. Uğruna tecavüze uğrama ihtimaline karşı elime tutuşturulan rapora bile eyvallah diyordum. Diyelim ki seviciyim; kim yaklaşır bana? Bu ne için? deyip duruyordum. Osman, Ayzer kapıdan içeri girip ranzalara dokunup dolaştığında, yarım saatlik avlu havası gibi bir huzur dolardı yüreğime. Bir insan, milyonlarca sevinci ekerdi içime. O benim minberimdi.
“Buradan çıktığımda yaşadığımız yakınlaşmaları unut!” diyordu. Ona göre aşk, yakınlaşmaydı.
“Bağıra bağıra yazdım seni içime” derken bir diğerinin sağır kalmasıydı. Burada olmasaydı Osman, belki başka bir yerde bulsaydım onu. Dışarı çıktığımda anladım ki, bir kez olsun yüzünü güldürebilmek, kurşunlara gelirken arka mahallede çok zordu.travesti magazin

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti acımızı kendimizden çok anlayanımız yoktur

Travesti acımızı kendimizden çok anlayanımız yoktur

Ölümlerin ardından umut yeşertebilmek bir beceridir, öfkenizi olumlu bir eyleme travesti dönüştürmeniz gerekir. Yitirilenlerin ardından ağıt yakmak ve yitirilmek üzere olanlara veda sözcükleri dökmek aynı acıların defalarca yaşanmasından başka bir sonuç vermez size. Aksi takdirde süregiden bir döngü altında siz ve sevdikleriniz yavaş yavaş ezilir ve yok olursunuz. Ancak umudunuzu yeşertirken o umudun önceden öldürülmüş olduğunu unutmamanız son derece önemli. Yoksa öfkenizin kaynağını unutursunuz, yitirilenlerin neden yitirildiğini anlamanız güçleşir. Evet, çok konuşuluyor bu aralar, benim de sesim eksik olmasın dedim. travestiler den konuşalım biraz, hep yitirdiğimiz ve yitirmek üzere bekleyişte olduklarımız hani.
Bu acıyı kendilerinden daha iyi anlayanlar yok aslında, değil mi… Yarın başına ne geleceğini bilemeden yaşamak, yaşamak ama nasıl yaşamak, uzaktakilerin abarttıkları o koca dünyasında var olmayan bir sorun. Ancak mesele şu ki daha fazla yitirmek istemiyorsak, bizim bir şeyleri değiştirmemiz gerek!

Ölümü yaşama dönüştürmenin çaresi eyleme geçmektir, bilinçlendirmek ve değişime zemin hazırlamaktır. Sürekli bir yitirişi bekleyen, ölümlerle mücadelesini besleyenleri bir kenara bırakın, bizim görevimiz yaşamı olumlu kılmak, yaşatmak! Bu yüzden değil miydi “nefrete inat yaşasın hayat!” demelerimiz? Ancak olumlu adım derken bir şeyler mi göz ardı ediliyor bilmek istiyorum. Zira burada “olumlu adım” tanımı herkese göre değişebilir. Olumlu düşünülen adımları göz önünde bulundurarak bir soru sormak istiyorum, öldürüldüğümüzü unutarak yaşama ve yaşatma bilincimizi nereye kadar sürdürebiliriz? Ortada şöyle bir sorunumuz var, sürekli vahlanma halinde ölümlerin artmasını mı bekleyeceğiz, yoksa görünürlüğümüzü artırmak adına ölümleri yok sayan eylemlerde mi bulunacağız? Dengeyi sağlayabilmek, eylemi doğru gerçekleştirmek ve odağı saptırmamak bu konuda önemli. Eğer konu katledilmekse, güvencesiz yaşamaksa, baba adaletinden kaçmaksa bunu ne ağlayarak, ne de hiçbir şey travesti haberleri olmamış gibi davranarak değiştirebiliriz.

Evet, şunu söylemek önemli, trans bireyleri anma gününde sanki hiçbir trans birey öldürülmüyormuşçasına, sanki orda gördüğümüz o insanlar günlük hayatlarında bin bir türlü zorlukla karşılaşmıyormuşçasına defile gerçekleştirmek hiçbir şey olmamış gibi davranmaktı, ölümü yok sayan bir eyleme ortak olmaktı. Bireyleri travesti anma gününde defile düzenlemek katilleri istanbul travestileri yok saymaktı, bunca acıyı çektirenlerin ekmeğine yağ sürmekti, adeta asıl sorunları görmemek için gözleri kapatmaktı! Defilede heyecanını bastıramayan travesti arkadaşlarımız ertesi gün katledilme kaygısından kurtulabildi mi? Öldürülen arkadaşlarımızın hesabını neden hiçbirimiz soramadık, neden daha fazla ölümün olmaması için ses çıkarmak yerine defile düzenlemeyi tercih ettik.
Defile konusu kendi başına tartışmalı bir konu ve başka bir bağlamda üstüne düşülebilir. Zira benim burada eleştirdiğim defilenin kendisinden ziyade anma gününde bir defilenin gerçekleştirilmesi. Belki bu etkinlik 20 Kasım’da değil de 21 Kasım’da gerçekleştirilse bu kadar üzmezdi beni. Defile değil de ne olsun, bunun kararını tek başıma veremem, bu konu hakkında derin tartışmalara ve bir eylem planına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. İsterdim ki öfkelerimiz sel olsun, katledenleri korkutacak gücü birbirimizde bulabilelim. Arkadaşlarımızı öldürenlere, bizleri böylesine bir yaşama itenlere kendimizi gösterelim. Dilerdim ki 20 Kasım’da katillerden hesap sorabilseydik, bir daha yitirilmemek adına bir arada bulunabilseydik. Olmadı. Şimdi katilin ta kendisi olan sistemi besleyerek, sistemin gerektirdiği gibi eylemde bulunarak hangi acıyı örtebiliriz, katledilen hangi arkadaşımızı yaşatabiliriz… Hani bizim inadımız, yaşatamadık ki.travesti siteleri

Ankara travestileri, istanbul travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti herkes eşit haklara sahip olsaydı

Travesti herkes eşit haklara sahip olsaydı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Temmuz 2010’da ilk defa dile getirdiği kadınla travesti erkeğin hiçbir şekilde eşit olamayacağı söylemini bugün bir kez daha tekrar etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemi, Türkiye’nin de imza attığı birçok uluslararası sözleşmede yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine karşı çıkmaktadır.
Zaten Dünya Ekonomik Forumu’nun Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna göre 142 ülke arasında en sonlarda, 125. sırada olan Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemiyle cinsiyet eşitliğini sağlamak konusunda bir politika uygulamayacağını Cumhurbaşkanı’nın ağzından beyan etmiş oldu. Türkiye Anayasası’nın 10. Maddesi diyor ki, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan bu söylemi ile Türkiye Anayasası’nı da ihlal etmektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünkü beyanatları Türkiye’de on yıllardır toplumsal cinsiyet eşitliği için çaba gösteren kadın hareketinin tüm kazanımlarını yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu söylem ayrıca uluslararası insan hakları rejimleri çerçevesinde oluşturulmuş, Türkiye’nin de imzacısı olduğu ve Türkiye Anayasası’nın 90. Maddesi uyarınca kanun hükmünde olan, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşme’ne aykırıdır. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın bu beyanı Türkiye’nin de taraf olduğu 1995 Pekin Deklarasyonu, Pekin +5, Pekin +10, Pekin +15 ve bunlara ilişkin tüm BM Kadının istanbul travestileri Statüsü Komisyonu (CSW) kararlarına da aykırı bir beyandır.
25 Kasım travesti Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde günde üç kadın öldürülürken eşitlik  olmadan adaletin mümkün olmadığını hatırlatıyoruz. Son yıllarda %1400 artan kadına yönelik şiddetin önemli bir nedeninin evrensel eşitlik anlayışının bu şekilde reddedilmesi olduğuna tanığız.
Aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak eşitlikten ödün vermeyeceğimizi ve eşitliğin bir pazarlık malzemesi değil, demokratik ve evrensel bir hak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve kadınların neredeyse 100 yıl önce kazandıkları haklarını geri alma hamlesi olarak gördüğümüz bu yaklaşımı kabul etmediğimizi belirtiyoruz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir” ifadelerini içeren açıklamasına tepkiler büyüyor.
Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’nin öncülüğünde kadın ve LGBTİ örgütleri; Erdoğan’ın cinsiyetçi ifadelerine karşı yazılı bir açıklama yayınladı, “Fıtrat değil Anayasa: Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” dedi.
Aralarında birçok derneğin de olduğu oluşumların açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söyleminin, Türkiye’nin de imza attığı birçok uluslararası sözleşmede yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine karşı çıktığı vurgulandı.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Temmuz 2010’da ilk defa dile getirdiği kadınla erkeğin hiçbir şekilde eşit olamayacağı söylemini bugün bir kez daha tekrar etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemi, Türkiye’nin de imza attığı birçok uluslararası sözleşmede yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine karşı çıkmaktadır.
“Zaten Dünya Ekonomik Forumu’nun Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre 142 ülke arasında en sonlarda, 125. sırada olan Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemiyle cinsiyet eşitliğini sağlamak konusunda bir politika uygulamayacağını Cumhurbaşkanı’nın ağzından beyan etmiş oldu. Türkiye Anayasası’nın 10. Maddesi diyor ki, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan bu söylemi ile Türkiye Anayasası’nı da ihlal etmektedir.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünkü beyanatları Türkiye’de on yıllardır toplumsal cinsiyet travesti siteleri eşitliği için çaba gösteren kadın hareketinin tüm kazanımlarını yok etmeyi amaçlamaktadır.
100 yıl önce kazanılan hakların geri alınması kabul edilemez!
“Bu söylem ayrıca uluslararası insan hakları rejimleri çerçevesinde oluşturulmuş, Türkiye’nin de imzacısı olduğu ve Türkiye Anayasası’nın 90. Maddesi uyarınca kanun hükmünde olan, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşmesi’ne aykırıdır. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın bu beyanı Türkiye’nin de taraf olduğu 1995 Pekin Deklarasyonu, Pekin +5, Pekin +10, Pekin +15 ve bunlara ilişkin tüm BM Kadının Statüsü Komisyonu (CSW) kararlarına da aykırı bir travesti  beyandır.
“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde günde üç kadın öldürülürken eşitlik olmadan adaletin mümkün olmadığını hatırlatıyoruz. Son yıllarda %1400 artan kadına yönelik şiddetin önemli bir nedeninin evrensel eşitlik anlayışının bu şekilde reddedilmesi olduğuna inanmaktayız.
“Aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak eşitlikten ödün vermeyeceğimizi ve eşitliğin bir pazarlık malzemesi değil, demokratik ve evrensel bir hak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve kadınların neredeyse 100 yıl önce kazandıkları haklarını geri alma hamlesi olarak gördüğümüz bu yaklaşımı kabul etmediğimizi belirtiyoruz.”  travesti magazin

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın