Travesti ve Travestilerin Yaşadığı Şehirler

Travesti ve Travesti Siteleri ile ilgili tüm bilgilere aşağıda travestilerin yaşadığı şehirlere tıklayarak ulaşabilirsiniz .

Her Yerde Heteroseksüel Olmak Zorundayız

‘Ne yapacağım ki abi İstanbul’a gidip? Yol kenarında müşteri bekleyen travestilerin kaçı Kürt çocuğudur merak ettin mi hiç? En az yüzde 90’ı Doğulu, Güneydoğulu’dur. Batmanlı, Diyarbakırlı, Vanlıdır. Ben gitsem ne olacak… Eğitimim mi var? Param mı var? Hem ben sadece eşcinsel değilim ki! Bir de Kürdüm üstelik.”

Bunları söyleyen A., 25 yaşında Vanlı bir Kürt. İşsiz. Altı çocuklu bir ailenin ortancası. Dışarıdan bakınca karşımda Van ölçülerinde modern bir saç kesimine sahip gençten bir adam oturuyor. Bu haliyle ona sokakta ‘eşcinsel’ demek bıçaklanma sebebi bile olabilir. Çünkü eşcinsel olduğuna dair bir emare yok. Adının Deniz olduğunu söyleyen Vanlı diğer eşcinsel ise kafalardaki klişeye hizmet eder tavırlar ve giysiler içinde.

Van Kadın Derneği’nin (VAKAD) odalarından birindeyim. Dernek, yalnızca kadınlara değil eşcinsellere de hukuki ve toplumsal konularda yardım etmeye çalışıyor. Röportaj sırasında A.’nın sorduğu iki kilit soruya cevap vermem çok zor? A., “Hrant Dink öldürüldüğünde ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diye yürümüşsünüzdür. Ben öldürülsem ‘Hepimiz eşcinseliz’ diyebilir misiniz?” diye soruyor ilk olarak. İkinci soru daha vahim… “Oğlunuz olduğunu söylediniz. Ya size gelip bir gün eşcinselim derse… Ne cevap verirsiniz?” Sahi ne cevap veririm; veririz, verirsiniz… Bunlar A.’yı ve Deniz’i ilk elden ötekileştiren iki soru. Ancak tabii ki bu sorular aynı zamanda 785 bin kilometrekarelik memleketin her metrekaresiyle ilgili bir sorun. Vanlı eşcinsellerin ise kendini ifade etmekten daha hayati sorunları var. Hayati sorun derken gerçekten ortada hayati bir durum söz konusu. Çünkü Van’da açıklanmış bir eşcinsellik karşısında kurulabilecek makul bir cümle yok.

Zaten Deniz, sırf bu yüzden 2007’de tası tarağı toplayıp İstanbul’a gitmiş. Şimdi annesini görmek için bayramdan bayrama Van’a geliyor. Aslında içinde bir kadın bulunduğunu düşünüyor ve ameliyat olmak, kadın gibi yaşamak istediğini söylüyor. Van’da yaşamasının imkansız olduğunu bildiği için bulduğu ilk fırsatta kapağı İstanbul’a attığını anlatıyor; ama durumundan pek de mutsuz görünmüyor.

‘Arada kız muhabbeti yaparım’
Ama A.’nın durumu biraz daha farklı. Onun feminen tavırları yok ama Van’da yaşamaktan rahatsız. Aslında yalnızca Van’da değil Türkiye’de yaşamak ona mutsuzluk veriyor. “Sıkıldım artık kendimi saklamaktan” diyor ve bir çırpıda şunları söylüyor; “Yalnızca toprağım değil ki, devletim de insanım da kabul etmiyor. İmkan sunsun bana devlet, beni göndersin; istirham ediyorum.” İlkokul sıralarında keşfettiği eşcinselliğini 19 yaşına kadar sakladığını ve ‘erkek’ olmak zorunda kaldığı zaman dilimini şöyle anlatıyor: “Mastürbasyon yaparken bile bir kadını düşleyemiyordum. Bu bana azap veriyordu. Utanıyordum. İntiharı bile düşündüğüm zamanlar oldu. Bir yandan saplantılı mıyım ki saçma sapan şeyler düşünüyorum diye kendime kızıyordum. Ailem benden evlenmemi bekliyordu. Böyle olmayacağını anladım. İnternetten araştırdım. Günübirlik işler bulup para biriktirdim. Sonra İstanbul’a gittim. Nasıl yaşıyorlar diye bakmak için. Eşcinsellerin uğradığı barlara gittim. Tek tek yüzlerine baktım.

Öpüşüyorlardı. Anlaşıp beraber çıkanları gördüm. Van’da böyle bir şeyi hayal etmek bile mümkün değil ki abi. Sonra birkaç kez daha gittim İstanbul’a.” Ancak A. cümlenin burasında duruyor ve “Ama o barlardan çıkınca İstanbul’da bir eşcinselin kendini saklaması gerektiğini gördüm. Aslında bir İstiklal Caddesi var rahatça dolaşabilecek. Şimdi bizim burada bir Maraş bir Cumhuriyet Caddesi var. Buralar İstiklal Caddesi değil. Ama İstanbul’daki bir sürü cadde de bizim buradaki caddelerden farksız. Yine maske takıyoruz. Ha bizim Van’daki maske biraz daha büyük tabii” diyor. Van’daki biraz daha büyük maskenin getirdiği zorluklar ise şöyle sıralanıyor; “Burada her yerde heteroseksüel olmak zorundayım. Bir arkadaşım olsa gidip iki çift laf edebileceğimiz bir yerimiz yok.” Peki iki erkek olarak gitseniz nasıl bir şüphe uyandırabilirsiniz ki diye soruyorum; A., gülerek şöyle cevap veriyor: “O zaman da faça verir miyiz korkusu oluyor. Bir de hasbelkader ikimizden birinin tanındığını düşünsene. Hemen öteki de damgayı yer. Bu yüzden biz eşcinseller olarak burada bir arada dolaşmayız. Kendi heteroseksüel hayatlarımız vardır. Ben ara sıra kahveye gitmek zorundayım mesela. Oyun oynamak zorundayım. Karı kız muhabbeti yapmak zorundayım. Yapmazsam adım çıkar. Şimdi mesela ben Deniz’le bile yan yana yürüyemem sokakta.”

A. için adının çıkması canın çıkmasından bile kötü bir durum. Çünkü Van gibi kentte durumu yalnızca A.’yı bağlamıyor. Ailesi, beş kardeşi, hatta dayıları, amcaları, yeğenleri, kuzenlerini de bağlıyor. Çünkü eşcinsel olduğu bir kez ortaya çıkarsa akraba hısım, hepsinin “başını eğmek” zorunda kalacağını biliyor. “Eroin kaçırsam daha iyi” sözü ise uyuşturucu kaçakçılığının önemli istasyonlarından biri olan Van’daki durumu gayet iyi açıklıyor. “Eroin kaçırsan övülürsün, eşcinselsen dövülürsün yani” dediğimde başını sallayarak ‘aynen öyle’ diyor.

Şizofrenik bir durum
Bazı çetelerin artık internetteki eşcinsel forumlarına da sızdığını anlatan A. bir arkadaşının başından geçen hikayeyi şöyle özetliyor: “Bir arkadaşım, internetten yazışmış. Kameradan çocuğu da görmüş. Buluşmuşlar. Çocuk ilk anda kibar davranmış. Ama ilk tenhada gırtlağına bıçağı dayayıp parasını cep telefonlarını almış. Kendini şehir merkezinde bıraktırmış. ‘Konuşursan fena olur’ rezil ederim seni diye gözdağı da vermiş. Ben polise gidelim dedim. Evli, çocuğu bile var. Omzumda bir saat ağladı. Sonra polis yerine evine gitti. Bizim hayatımız böyle geçiyor işte. İstanbul’da en azından gidip şikayet edebilirsin soyulursan… Burada bu bile mümkün değil. Van’da 100 TL’ye kiralık katil bile buluyorsun. Millet o derece yani. Bu yüzden bir eşcinseli soymak iş değil onlar için. Zaten öldürseydiler ailesi bile sahip çıkmaz, ya da eşcinsel olduğunu saklardı. Bir daha adını anmazlardı”

Trajikomik başka hikayeler de var. Birkaç yıl önce bir arkadaşının psikiyatra gittiğini anlatan A., erkek olan psikiyatrın, arkadaşına “şizofreni başlangıcı teşhisi” koyduğunu söylüyor. A., psikiyatrın arkadaşını ikna etmek için kullandığı cümleleri de söylüyor: “Bir koltukta iki karpuz olmaz. Sen erkeksin.” A., Van’ın psikiyatrı bile bizi hasta görüyor” diyor. A.’ın bir problemi de eşcinsellerin doğuda bir seks makinesi gibi algılanıyor olması. “Sanki aklımız fikrimiz sekste” diyen A. bu arada dört beş ayda bir eşcinsel ilişki yaşayabilirse kendini şanslı saydığını durumun hiç de sanıldığı gibi olmadığını belirtiyor. “Biz Van’da bir arkadaş bulursak ona dört elle sarılırız. Âşık oluruz. Zaten şansımız yok ki fazla. ” diyor. Buna karşılık A.’ya göre özelde Van’da, genelde doğuda eşcinsellik oldukça yaygın. Ama pek çok eşcinsel bunu saklıyor, evleniyor.

Röportaj bitiyor. Deniz fotoğraf çektirmeyi önce kabul ediyor ancak sonra ortadan kayboluyor. A. ile baş başa kalıyoruz. O da istemiyor. Sırttan fotoğraf çekeceğim. Cumhuriyet Caddesi’ne çıkalım yeter” diyorum. Cevabı “Sen bunu çekersen ben saçımı bile değiştirmek zorunda kalırım. Bu elbiseleri bile bir daha giyemem” oluyor. Kendisini resmen tehlikeye attığını ben de biliyorum. Ancak en azından bir görsel malzeme şart. Cumhuriyet Caddesi’ne çıkıyoruz. O benimle hiçbir irtibatı olmayan biri gibi önden yürüyor. Anlaşmamız gereği arkasına bile bakmadan yürüyerek uzaklaşıyor. Aklıma eşimin kadın, Zaza ve Alevi olmaktan dolayı her türlü egemen kültürün baskısına maruz gayet talihsiz bir karışım olduğuna dair tespiti geliyor. Eşime telefon açıp üzülmemesini ondan biraz daha talihsiz bir karışımla az önce beraber olduğumu söylüyorum. “Kim?” diye soruyor, “Hem Kürt hem eşcinsel hem de Van’da yaşıyor” diyorum. “Vah Vah” diyor.

Transfobik Şiddet ve Seks İşçiliği

Translara yönelik nefret suçlarının LGBT hareket içinde gündemleşmesi noktasında iki farklı eğilim var. Birincisi transfobik şiddeti görünür kılarken seks işçiliği alanında yaşanılan sorunların görünür kılınmaması diğeri ise seks işçiliği yapmayan transların sorunlarının hareket içinde gündemleşmiyor olması.

Transfobik nefretin seks işçiliği ile ilişkisi ve LGBT örgütlerin bu alandaki faaliyetlerini, Pembe Hayat LGBTT Derneği avukatı Ahmet Tokgöz, Kaos GL’den Ali Erol ve LGBT aktivist Kemal Ördek değerlendirdi.

“Yerel idarelerin genel tavrı belli alana kapatmak ve kapatılan alana ilişkin bir düzenleme yapmama eğiliminde”
Ahmet Tokgöz,
“Mevcut sisteme göre polis istediği zaman keyfi bir para cezası kesebilir. Ben çete ile ilgili kamu görevlilerinin sessiz kalma eylemiyle ilgili konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Hükümet dışı silahlı gruplar da belli sayıda yanlarına trans kadınları da dahil ederek çeteler oluşturuyor, hükümet ve kolluk kuvvetleri de bu süreci sadece sessizce izliyor. Yerel idarelerin genel tavrı ise belli alana kapatmak ve kapatılan alana ilişkin bir düzenleme yapmama eğiliminde. Yani bir disko olabilir, bir mahalle olabilir… Biri birini öldürmeyene kadar bu böyle devam edecek.”

“Olay Seks İşçiliğinde Kitleniyor”
Kemal Ördek,
“Bir Ankara vatandaşı olarak konuşmak istiyorum. Translara yönelik nefret suçlarından bahsederken bunun aynı zamanda seks işçiliği üzerinden yapıldığını unutmamak lazım. Fuhuşla mücadele tüzüğünden bahsetmiyoruz, ev kapatmalarından bahsetmiyoruz. Zührevi hastalıklar üzerinden seks işçisi trans kadınların evleri kapatılıyor. Ankara Emniyet Müdürlüğü bize, ‘translarla bir sorunumuz yok ama onlar da seks işçiliği yapmasınlar, yaparlarsa şiddete uğrarlar’ dedi. Seks işçiliği yapılan cadde ve sokaklar korunmasız. Kanunları, avukatlar ve insan hakları alanındaki insanların hep birlikte tartışması lazım. Yeni seks işçiliği kanunu üzerine bir düzenleme yapılabilir mi? Yapılmalı mı? Tartışmak lazım. Bu konuda bir strateji toplantı yapmak lazım. Ama bir yandan da sokakta yaşanan olaylara baktığımızda bütün olay seks işçiliğinde kilitleniyor.”

“Seks işçiliği ve trans varoluş arasında bağları hep kurduk ve görünür kılmaya çalıştık”
Ali Erol,
“Seks işçiliği LGBT örgütlerinin, Kaos GL’nin de gündeminde. Biz en baştan, ‘Zorunlu çalışmanın olduğu bir kapitalist toplumda hiçbir meslek bir diğerinden daha onurlu ya da onursuz değildir” cümlesini kurduk. Ardından ‘Patronsuz ve pezevenksiz bir dünya istiyoruz’ ikinci cümlemiz oldu. Bunu şimdi hepimiz sahipleniyoruz. “Eşcinsel ve travesti cinayetleri politik cinayetlerdir, katilleri biliyoruz” cümlesini de hepimiz sahipleniyoruz. Seks işçiliği ile ilgili her türlü cümleyi kurduğumuzu düşünüyoruz. LGBT topluluklar olarak bu cümlelerde ortaklaştığımızı düşünüyorum. İlgili ilgisiz her türlü kuruma ulaştığımızı düşünüyorum. Yarın hükümet bizi şaşırtır ve “Seks işçilerinin somut talebi nedir?” diye sorarsa yanıtımız ne olacak? Buna da seks işçilerinin kendisi karar vermeli. 3 mart seks işçiliği sürecide bunun tartışılması gerekiyor. Seks işçiliği alanında seks işçileri özneleşmediği müddetçe, sorunlar yeniden yaşanacaklar. Başka ağlar örülebilir mi? DİSK’in kapısına dayanabilir mi?”

Eşcinseller Nefret Suçunun Hedef Kitlesidir!

Melda Onur: İnsan doğadaki diğer canlılar üzerinde tahribat yaratıyor; erkek diğer cinsler üzerinde; heteroseksüel diğer cinsel yönelimler üzerinde, baskın din diğerleri üzerinde tahribat yaratıyor

TBMM Çevre Komisyonu Üyesi & CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, “Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum”da konuştu.

TBMM Çevre Komisyonu Üyesi & CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur’un “Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum”da yaptığı konuşmanın metnini yayınlıyoruz.

Eşitlik, çoğulculuk, insan hakları ve olanaklar diye konuşmamı dört bölümde yapacağım. İlk iki bölüm biraz felsefi ve biraz şahsi bakış açımla ilgili olacak. Son iki bölüm biraz daha somut konularla ilgili.

İnsan, erkek, heteroseksüel, Sünni ve muktedir!

Şimdi milletvekili olarak eşitlik algımla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Çünkü eşitlik algısı artık her kişiye göre çok değişiyor ve bu hani bence tamamen buradaki söylediklerim mutlak doğru gibi bir iddiada değilim sadece bence eşitlik algısı şöyle bir şey: yaşam hakkı söz konusu olduğunda zaten hiyerarşi diye bir şey söz konusu olamaz. Yaşam hakkının her zaman için dikey değil yatay bir zeminde tartışılması gerektiğini düşünüyorum: Erkek, kadın, yaşlı, çocuk, engelli, LGBT, dindar, ateist bunlar yukardan aşağıya sıralanamaz.

Bir hak diğerinin önüne asla geçemez. Şimdi hep aynı şeyden bahsettik, ben de özellikle vurgulayacağım. İşte erkek, heteroseksüel, Sünni diye giden. Ben bunu insandan başlıyorum. İnsan, erkek, heteroseksüel, Sünni ve muktedir. İnsan doğadaki diğer canlılar üzerinde tahribat yaratıyor; erkek diğer cinsler üzerinde tahribat yaratıyor; heteroseksüel diğer cinsel yönelimleri olanlar üzerinde tahribat yaratıyor; Sünni Türkiye için diğer ülkeler için kendine, baskın din diyelim buna, baskın din diğerleri üzerinde tahribat yaratıyor. Muktedir de yaşlı, çocuk, engelliler üzerinde tahribat yaratıyor. Onu için bir kere bu eşitlikte bunları böyle masanın üzerine bir yayıp yan yana koymak lazım diye düşünüyorum.

Sonradan giydirilen mantoların eşitlik kavramını hiçbir şekilde zedelememesi gerekiyor

Her insan doğduğu andan itibaren ben biraz ekolojiye inanan bir insanım, ekolojik bakış açısıyla bakmaya çalışıyorum. Doğduğu anda çeşitli, milyarlarca insan farklı fizyolojik özellikleriyle doğuyor; rengi, saçı, başı, cinsiyeti şusu busu bebek. Daha sonra, asıl eşitlik burada başlıyor, nerde eşitleniyor, nefes aldığı, ağladığı, acıktığı zaman eşitleniyor. İşte varsa üzerinde bir engelini görebiliyorsanız. Ama daha sonra atfedilen Amerikalı, Fransız, Türk, Kürt, Alevi, Müslüman, Hıristiyan, Ateist, Ayşe, Fatma, Binnaz… Bunlar sonradan atfedilen şeyler. Bir insan Amerikalı olarak doğmuyor, bir insan aslında Alevi olarak doğmuyor, bir insan aslında Kürt olarak doğmuyor. Siz şimdi bir bebeğe baktığınızda, bir çöpe atılmış bebeğe baktığında anlayabilir misiniz nerede doğduğunu? Ne görürsünüz orda, saf insan. İşte ben eşitlik kavramına bu ilk haliyle, tür olarak bakılmasını istiyorum. Sonradan giydirilen bu mantoların bu eşitlik kavramını hiçbir şekilde zedelememesi gerekiyor. Şimdi felsefeyi geçelim.

Bütün hayvanlar eşittir ama domuzlar daha eşittir!

Tabi toplum tarafından LGBT, yalnızca LGBT olarak bir kimliğe indirgenmeye çalışan insan topluluğu da aslında işte o ilk nefeste bilfiil eşitlenen ve fizyolojik olarak birbirinden farklı milyarlarca canlı içinde birbirine benzer tarafları bulunan bir canlı grubudur. Bu nedenle hiç kimsenin, hiçbir canlının nefesi, nefes almakla başlayan eşit olma hakkı idari, kamusal, ahlaki, dini gerekçelerle diğerinin elinden alınamaz; diğeri tarafından elinden alınamaz. Yasalar bunu muhafaza etmelidir. Eşitlik kısmını burada keseceğim. Sadece çok sevdiğim bir kitaptan bir söz hatırlarım ben bu eşitlik konusu geldiğinde, der ki; bu kitabı hatırlayacaksınız sözü söylediğimde, “Bütün hayvanlar eşittir ama domuzlar daha eşittir” der. Şimdi insan haklarını birlikte geliştirirken ve bir noktaya geldikten sonra bazılarının eşitsizleşmesi gerçekten de çiftlikte ciddi bir sıkıntı yaratıyor; şimdi çiftlikte sıkıntı var.

Milletvekiliyseniz, hangi partiden olursanız olun tüm vatandaşlara karşı sorumlusunuz!

Milletvekili olarak çoğulculuk algımdan söz etmek istiyorum biraz da. Dört partimiz mecliste; kişisel olarak çeşitli ideolojilere, yaşam tarzlarına, farklı tavra-tarza karşı olabilirsiniz, karşı durabilirsiniz. Partinizin de çeşitli yaklaşımlara, ideolojilere bir kurumsal duruşu olabilir. Ama gittiğim her yerde şunu söylüyorum. Milletvekiliyseniz, hangi partiden olursanız olun bir Türkiye Cumhuriyeti milletvekiliyseniz 1780.000 km2’lik 75 milyon vatandaştan sorumlusunuz. Bir tanesinin bile derdine sırtınızı dönüp gidemezsiniz. Milletvekilinin böyle bir şey yapabilme lüksü yoktur. Onun için adı milletvekilidir. Şimdi biz anayasadaki bu millet kavramı üzerinde kıyametler koparırken ne yazık ki milletvekili tanımındaki milleti unutuyoruz. Milletvekili tanımındaki aslında o milletin ne olduğunu tam olarak anlayabilirsek belki anayasaya yazılacak olan millet kavramı, anayasada anlaşılması gereken millet kavramı da o olur diye düşünüyorum. Aslında demek istediğim şu: Kişi ilk olarak kendisini hangi kimlikle tanımlarsa tanımlasın ki normal olarak baktığınızda LGBT diye tanımlanan kişinin aslında bir sürü diğer özellikleri var; LGBT alevi de olabilir, Türk de olabilir başka yerde de. Onu bir kimlikle tanınıyorsa ve bu öne çıkıyorsa sırf bu öne çıktı diye beridekinin bu sorunu görmezden gelme, görmeme, reddetme hakkı asla ve asla olamaz; oluyorsa o milletvekili değildir. Bence değildir. Burada da bir özlü sözle tanımlamak istiyorum, bunu da çok seviyorum. Bu hafta da sanıyorum anma haftası Mevlana’nın. Der ki; “İki parmağının ucunu gözüne koy, bir şey görebiliyor musun dünyada? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görmemek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte”. Şimdi hep diyorlar ya, “Yaşasaydı öyle derdi, böyle derdi…” Mevlana yaşasaydı şu masada otururdu bundan eminim.

Kürtler, Ermeniler, Rumlar gibi eşcinseller de nefret suçunun hedef kitlesidir

Şimdi insan hakları kısmına geldiğimde biraz daha somut konuşacağım çünkü bir süredir partide insan hakları birimiyle çalışıyorum ve tabi insan hakları dediğimizde LGBT hakları da önümüze gelen konulardan biri. Burada üç tane somut şey anlatacağım size. Bir tanesi bu LGBT’ler ile ilgili genel, hani toplumdaki algıyı gösteren bir araştırma ve buradan yola çıkarak başka bir yaptığımız çalışmayı anlatacağım. 2011 yılında “Kimi komşu istemezsiniz?” diye bir araştırma yaptılar. Şimdi; eşcinseller birinci sırada, %84. İkinci sırada AIDS’liler, üçte nikâhsız yaşayan çiftler, işte evli olamayanlar, şeriat yanlıları, Hıristiyanlar diye aşağıya doğru gidiyor. Son sırada da sevmediği partiye oy verenler. Kızları şortla dolaşanlar var, %26. Oruç tutmayanları istemiyor, %20. Göçmenleri, yabancı işçileri istemiyor %39, başka birilerini istemiyor falan. Şimdi eşcinseller %84. Geçen sene bir nefret suçları yasası için bir kampanya çalışmasında bulunduk. Bayağı da yoğun çalıştık. Şimdi orda her gittiğimiz orda nefret suçunun hedef kitlesi kim. İlk akla ideolojik şeyler geliyor, yani nefret suçunun hedef kitlesi işte Kürtler, işte Ermeniler, işte Rumlar, farklı işte şudur budur. Nefret suçunun hedef kitlesi eşcinseller. İdeolojik olmadığı için görmek istemiyoruz sadece, aklımıza ilk gelmiyor. Oysa diğerleri, ben nefret suçunun nefret söyleminin ilk anda adli bir iş olduğunu düşünüyorum. İşin siyasi boyutu belki de bu devletin nefret suçlarını ya da nefret söylemini kullanarak bazı grupları tasfiye etmesi ve ortadan kaldırmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. O yüzden nefret suçu ve nefret söylemi derken bunu ideolojik olmayan ama hedef kitle olan grupları asla unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir kere bunu öğrendim bu konuyla ilgili çalışmada.

İlk önce bu “bilinen bayan” ne; iki, “travesti” olmak suç mu?

İkinci sırada: Bir gün önüme bir bonus puan cetveli geldi. Ön büro hizmetler cetveli diye geçiyor. Polisin, bu herhalde gerçek değil dedik. Böyle bir tablo yapmışlar. Polis çeşitli suç işleyenleri toplarken puan alıyor. Yani molotof atanı yakalarsan 2000 puan, işte onu yakalarsan o kadar puan, bunu yakalarsan bu kadar puan. Altta da işte, bilinen bayan yazmış, 10 puan-20 puan; travesti 10 puan-20 puan. Şimdi İçişleri Bakanlığı’na sorduk: “İlk önce bu bilinen bayan ne?” bir, iki “travesti olmak suç mu?” diye sorduk. Yani travestiyi niye topluyorsunuz yani sonuç olarak hani travesti diye yazdığına göre yanına, bir de 10 puan. Demek ki dedik ki alışverişini eden bir travestiyi al götür, ver 10 puanı gibi bir şey. Cevabını merak ederseniz size okuyayım, diyor ki: “Travesti, transseksüel diye tabir edilen şahıslara herhangi bir adli olayla karşılaşmadıkları sürece cezai işlem uygulanmayıp cinsel tercihlerinden dolayı bir sorgulama söz konusu değildir. Ancak otoyollar, ana arterler ve trafiğin yoğun olarak yaşandığı yerlerde trafik güvenliğini tehlikeye düşürme durumlarında travesti olup olmamalarına, cinsel tercihlerine bakılmaksızın ilgili şahıslar hakkında gerekli kanuni işlem yapılmaktadır”. Buna göre bilelim ne kadarlık puan ne gibi suçlara uygulanıyor. Şimdi üçüncü olarak, bizim bir cezaevi komisyonumuz var ve burada çalışan arkadaşlarımızdan bir tanesi cezaevlerinde trans bireylerle görüştü. Orada durum çok trajik. Bununla ilgili bir rapor hazırladı. Yani onlar hapsin içinde daha hapis yaşıyorlar, çünkü erkek koğuşuna koyamıyor, kadın koğuşuna koyamıyor, özel bir koğuş yok. Zindan gibi bir yerlere atılıyor. Sosyal etkinliklerden mahrum tutuluyor çünkü mesela voleybol oynuyor erkekler, onların arasında voleybol takımına vermiyor… gibi gibi. Yani bu hiçbir şekilde şimdiye kadar düşünülmemiş, bununla ilgili de zaten biz bir çalışma yapacağız.

Gerçekçi ol imkânsızı iste, hiçbir şey imkânsız değil!

Hemen son olarak LGBT haklarını savunmanın olanaklarıyla ilgili kısaca birkaç şey söyleyeyim. Biz bunu milletvekili sürecine ilk girdiğimiz günden beri yapmaya çalışıyoruz. Ne yaptık? Aday olduğum dönemde zaten böyle bir talep gelmişti ve bir grup arkadaşımız, diğer partilerden, uğraşıyoruz. İlk anayasa uzlaşma komisyonuna LGBT örgütleri davet ettik. Bu anayasa uzlaşma komisyonunda LGBT örgütlerin nasıl bir anayasa istediklerini anlattı. Nefret suçlarıyla ilgili yaptığımız çalışmalardan söz ettim. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Tüzük değişmeleri sırasında bunu istedik. Cinsel yönelimin tüzüğe girmesini istedik. Ne yazık ki alınmadı ama bir sonraki aşamada alınacağı sözü verildi. Ama bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütlerinde böyle bir yaklaşım olduğu anlamına gelmiyor. Veya olmadığı anlamına gelmiyor, çünkü bir, bizim Bursa’da bir il delegemiz trans bireydir; iki, Beyoğlu ilçemiz ve özellikle il yönetimimizde İstanbul’daki örgüt düzenli olarak görüşürler. Bizim de zaten örgütlerimizde, hani, bir siyasete nasıl gireriz üzerine hep sorular yöneltirler; eğitimlerine de ben dahil olmak üzere Ercan Karakaş, gitti. Bir de kültür platformumuzun nefret suçlarıyla ilgili bölümünde cinsel yönelim geçer, dokümanında. Bu tip şeyler yapıyoruz. Sanmayın ki kolay, bizim açımızdan da. Çünkü biz bir grubun içinde, 135 kişinin içinde 135 kişi de birbirine çok benzemiyor. Son Che Guevara’nın bir sözüyle bitirmek istiyorum. Der ki, “Gerçekçi ol imkânsızı iste, hiçbir şey imkânsız değil”.

Olağan bir travesti gecesi

Ankara’ya vasıl olduğumuzda bu olağan travesti gecesi, dünyanın bütün geceleri gibi kendi sabahına mağlup düşmekteydi.

Sıradan bir travesti günüydü. Kötü bir çarktı sanırsam. Çarkın ilk saatlerinde biraz para yapabildim. Derken, plakası bende yazılı, beş kişilik bir araç geldi. Dördüyle konuşurken, beşincisi, ikinci el mağazalarından 100 liraya aldığım -ki, satsam 20 lira veren çıkmaz- telefonumu gasp etti.

Biraz tartaklaştık. Arkadaşımın telefonundan “155 Polis İmdat” hattını aradım. Ahiret soruları sordular. Karakol, adliye, savcı falan… 20 lira etmeyecek bir telefon için gece beraber çalıştığım hırsız kardeşlerimin 5 yıl içerde yatmasına gönlüm razı gelmedi sanırsam. Hem biri çok çok yakışıklıydı. “Bir gün fırsat olursa eve götürebilirim” diye de aklımdan geçirdim.

Gecenin son demlerinde, kirli sakallı, ortalama sevişilebilir bir manti abla, “70 liram var eve gitmek istiyorum” diye yalvardı. “İyi. Bira falan alır, geçeriz” dedim. Çerez gibi geldi aslında. İyi sayılır. Aldım paramı. Bira içtik, öpüştüm falan… Aniden oral yapmak istedi. “Olmaz” dedim. Neyse, bir hamlede derdest edip üzerimden attım. Cüzdanında 100 lira daha görmüştüm. Çocuk bana şarkılar filan da söylüyor. Ben de insanım. Sarhoşum da… Ne yapalım? Arabasıyla gezmeyi teklif ettim. Aslında biraz da ben yazıyorum. Gece nereden alış veriş yapabilirdik, bilmem.

Masum içki denen bu bira, bira torbacılarının eline düşmüş yeni bir sektörün girdisi olmuş. Kıçıkırık birayı 5 liraya marketten almak mümkünken, şimdi, gecenin bu saatinde bira karaborsasından başka bir seçenek kalmadığından, el mahkum, 10 liradan 4 bira aldıracağız. Gezeriz falan olduk. Sanırsam ben de biraz hoşlandım.

En son Ankara’ya bir saat mesafedeki, Çermik’te bulduk kendimizi. Travesti olduğum için jakuzili bir oda tutmak zorunda kaldı. Çermik’te, 30 lira karşılığında bir saat kalınabiliyor. Odadaki havuzun içine girdik. Offf! Helal olsun. Çocukla bir saat seviştik. Zorlu çocukmuş. “Bu saate asla kalkmaz” dediğim organımı erekte etmeyi başardı. Bana yapacak bir şey bırakmadı. Bu kadar gayret, bu kadar oral… Neyse… İstemesem de penetre ediverdim. Hamamın sıcaklığı bir yandan, boşalmanın verdiği yorgunluk öte yandan; uyuklayıvermeyeyim mi?

Vay başıma gelenler! Sen, bir kısmı kendisinin verdiği banknotlardan oluşan çantamdaki desteyi de al, beni Ankara’ya bir saatlik yerde bırak, kaç. İyi mi? Aaaaa! Vay başıma gelenler!

Çok geçmeden hamamcılar kapıyı vurmaya başladı:

“Abla çıkmıyor musun?”

Aklım başıma geldi ama iş işten geçmiş. İstifimi bozmadan, onurlu ve asil duruş sergiledim. Bu tarafa, “Tamam, çıkıyoruz! Üfff, parası neyse veririz!” diye cevap yetiştiriyorum ama kendi kendime de “Şimdi boku yedik” diyorum.

Hemen çantayı açtım, baktım, çantamın yırtık yerine gizlediğim ’kaza bela parası’nı bulmamış. “Abla enişte kaçtı” dedi hamamcılar. Ayy! Ne diyeceğimi bilemedim. “Yok be! Ne kaçması? Ben yol verdim ona.” diyerek kırılan onurumu kurtarmaya hamle ettim.

Şimdi durum şöyle: Ankara’nın en belalı pisliklerinin ve Kürt ülkücülerinin harman olduğu şirin ve güzide bir ilçesindeyiz. Gece zifir. Dışarı çıksam; anlarsınız… Herhalde herkes, ayrı ayrı bana Ankara’nın yolunu tarif etmek için sıraya girer. Üstümdekiler de iş kıyafeti bu arada!… Kürdün, kurt kökenlisiyle nasıl başedilir? Kızz, kıpkızz başıma kızardım tabiyatiyle…

Ülkücü Kürt kardeşlerim son derece endişelendiriyordu beni. Hamamdan da yeni çıkmışım… Makyajla pek güzel görünmem gerçi ama ülkücü Kürt kardeşlerim, valla bana Banu Alkan’a bakar gibi bakmıyorsa ne olayım. Havuz da var hazır. “Bu havuzun yanında neler neler olabilir” diye içimden bir fetiş geçirmedimse insan değilim . Ama “Kürtlerin ülkücü cinsinin kafası gibi, politik kimliği de karışık olur” diye iyimser ihtimallere dayalı fikirler yürütüyorum.

Ay taksi kaça giderdi ki aslında? Bu ilçede bu saate taksi var mı ki? Neyse, Allahtan, benimle ilgilenen çocuğu ziyadesiyle yardımsever çıktı. Çocuk da çocuk valla; bıyıklar yanlardan sarkmış, bıçkın mı bıçkın. İçimden küfrediyorum. “Bu kadar Türk ülkücüsüsün madem, bu Türkçe ne böyle!” Esefle kınamalarımı benden başka kimse duymadı tabi. “TÖMER’i tavsiye etsem mi?” diye aklımdan geçirdim bir ara. Düşündüm; deli miyim ben ay! Sana ne elin Türkçe’sinden Sanki Türk Dil Kurumu’nun gönüllü müfettişiyim.

Neyse, söylediklerinden anlayabildiğim kadarıyla çocuk, bu saate ilçelerinde hiç bir vesaitin eksikliğinin çekilmeyeceğini endişe buyurmamam gerektiğini söylemekteydi. Allah’a da şükretmeyi de ihmal etmeden:

“Devletimiz, karakolumuz, jandarmamız görevinin başındadır. İstersen çocuğu ihbar edelim” filan diyor.

“Lüzumu yok” dedim.

Lokanta sordum. Yokmuş, ama olsun. Caanım devletimin içindeyim. TC.’deyim. Ne olmuş azıcık Türkçesi bozuksa? Kürtlerden ülkücü olamaz mı? Hele şu şartlar altındayken, eşyanın tabiatını tartışacak değilim. “Ülkücü Kürt kardeşlerim de pek felsefe tartışmayı sevmez zaten” deyip içimdeki sesleri susturdum.

“Taksi kaç lira yazar?” diye sordum.

150 civarında tutarmış. Ay, derin bir nefes aldım. Çok iyi. Hemen asil öz hakiki Türkçe’mle iyi bir araba olmasını rica ettim; eski bir araçla gitmeye razı olacaklardan değildim. Memleketimin güzide ilçesinde mecburen bir taksicinin uyandırılması ve yatağından kaldırılması gerekti. Neyse, benim gibi asil bir kadın için fazla bir zahmet sayılmaz.

Uyandırdılar taksiciyi. İçlerinden geçeni biliyorum. “Eşşek düştü gecenin olmaz bir vakti” demiyorlarsa, ben üç kere eşek olayım. Havamda hiç geri vites yok. Gecenin o vaktinde, o varoş ücralarında, kusursuz Türkçe’m ve kırılmış onurumla beklerken, “Bi’şey içer misiniz?” sorusuna muhatap kaldım. “İçmem” dememek için bir bardak kapiçino rica ettim. Olmadığını söylediklerinde, son derece büyük hayal kırıklığı yaşadım. Öyle büyüktü ki, gören, kapiçinosuz yaşayamam sanır.

Canım Çermik’in her yeri maşallah, Türk bayrakları ve Atatürk resimleriyle dolu. Türkçeleri bu imajı biraz bozuyordu ama ne yapcan? Alkolün kafası, hamamda kalmıştı. Kuyruğu dik tutmakta zorlanıyordum. Allah’tan ilçenin vatana yaptığı hizmetleri dinleme fırsatını yarı yarıya kaçırarak müsaade isteyip kalktık.

Sıra pençeleşmeye geldi. Burada öyle idareten tokalaşamazsın. Parmakların güçlü, sert, Türk gibi olmalı. Şöyle, av yakalamış leopar gibi kavramalı. Neyse ki, taksici o nispeten mülayim çıktı. O kadar ülkücü falan da değil. Ama sıkı çakaldı. İyi. Adam arabeskin en damarını biliyormuş. O bile güzel canım vatanımda. Hafif benim bacaklarımı kesiyor, arada penisiyle oynaşıyor. Canım benim.

Çok çok eskiden, bir travesti mi varmış, neymiş, onu sordu. Travestileri tanımadığım gibi aynı zamanda da kendilerinden hiç hazzetmediğimi söyleyerek konuyu kapatttım.

Anlaştığımız rakamı ödedim. Uyanması için müzik dinlemeliymiş. “Arabeks” istemediğimi söyledim. Halay havası açtı. “Müslüm yok mu?” dedim, belki ortak bir dil olur umuyorum. Bu sırada siki erekte olmuştu. Bana bakıyordu.

Aslında verdiğim 150’yi kurtarmak için bir fırsattı. Ama gece fazla yıpratıcı olmuştu.

“Sen benim abimsin. Hem biz Türk’üz. Müşteriye öyle davranılmaz. Bu senin ekmek kapın” gibi sözleri gayet kurallı bir şekilde cümle içinde kullanarak, bol nasihatli bir nutuk derledim.

Derhal vaziyeti kurtarmaya girişti. “Yanlış anladın ablacım”lar yaptı. Kızarıklıktan mustaripmiş, sabahları bacak arasını kaşımadan rahat edemezmiş. Hem ben onun ablasıymışım.

Ankara’ya vasıl olduğumuzda bu olağan travesti gecesi, dünyanın bütün geceleri gibi kendi sabahına mağlup düşmekteydi.

“Dönersen Islık Çal”

Ahmet Rüstem Ekici’nin 6 Mart’a kadar İstiklal Caddesi Mısır Apartmanı Nesrin Esirtgen Collection Open Call Open Door sergisinde “Dönersen Islık Çal” ismini verdiği çalışmasıyla ilgili Tuncer Gül yazdı
Sanat büyük bir dönüşüm geçiriyor. Artık sıradan gelen günlük hayatımızdaki her şey bir anda bir galeride, müzenin geniş mekânlarında bir sanat objesi olarak karşımıza çıktığını görebiliyoruz.

Sanatçı topluma bir şey anlatmak ister. Duygu ve düşüncelerini yansıtmak kavrayışını ve algılayışını farklılıkları izm’lerinden bağımsız olarak sunmak ister. Alanlarını kendi yaratır sınırlarını kendi belirler bazen kendini bir galerinin ana salonundan, kimi zaman meydanlarda ya da kimi zaman müzenin duvarlarında sunar.

21.yy Çağdaş Sanat’ın kavramları değiştirdiğini görüyoruz. 20.yy’ın akademik kuralları ifade, hacim, derinlik ve estetik algısı yerini artık her şey’in sanatın malzemesi olabildiği ve ana duyguyu estetik güzellikten farklı olarak “Şaşırma” duygusu yerini almış durumunda. Aslında bir işe şaşırdığımız kadar onunla iletişim kuruyor ve eserle bağ kurabiliyoruz.

Geleneksel ve çevreden bağımsız bir sanat çerçevesi çizen “Enstalasyon” çok basit bir ifadeyle nesnelerin veya nesnelerin mekan içerisine konması yerlerinin belirlenmesidir. Burada en önemli sorun ise nesnelerin mekâna ne şekilde ve ne sebeple yerleştirdikleri bu düzenlemenin yerleştirmenin mekanın durumundaki anlatımındaki önemi, diğer bir ifadeyle mekan ve yerleştirilen nesne arasındaki ilişkinin kavramsal boyutudur.

OpenCall//OpenDoor sergisi kapsamında Küratör Berçim Damgacı’nın hazırladğı 15 sanatçının 15 işinin sergilendiği sergiden Dönersen Islık Çal işiyle Ahmet Rüstem Ekici’ye ait olan toplardan oluşturulan Enstalasyonunda sanatçı seçtiği mekan belirlerken belli bir karaktere sahip olması gerektiğine inandığını görüyoruz. Mekân içinde bulunmak, vakit geçirmek, zaman ve mekân ilişkisiyle ilintili hikayeler kurarak içinde dolaşılabilen eserle temas kurulabilen benzersiz bir deneyim sunmaktadır. Sanatçı işiyle ilgili belirttiği metininde şöyle ifade eder.

“Top nesnesi, medeniyetler boyunca insanları birleştiren spor dallarının, oyunların, insanları bir arada tutan gücü ile eğlencenin aracı ve çoğu zamanda rekabetin nedeni olmuştur. Aynı zamanda top çocukların dışarı çıkma araçlarından biridir. İçeride yer alan baskılı dünyadan kurtuluş, sokağa kavuşmada kullanılan en küçük ulaşım aracıdır. Sokaklara dökülmedir.

Top asiliktir, baş kaldırıştır, bazen gitmemesi gereken yerlere giden top, çocuğun tanık olduğu ilk bıçaklı vahşetin kurbanı olabilir. Masumiyetinin yanında ayrımcılıklara da sebebiyet veren özelliği, kümeleştirme, kutuplaştırma gibi ötekileştiren bir tutumda sergileyen top, etkisinden uzun süre kurtulamadığım 1993 yılına ait, senaryosu Cemal Şan tarafından yazılmış, Orhan Oğuz tarafından yönetilmiş ve yapımcılığını Memduh Ün’ün üstlendiği “Dönersen Islık Çal” filminin final sahnesinin unutulmaz bir parçasıdır.

İstanbul’da yaşamadığım dönemlerde onlarca bina arasından aklımda final sahnesi ile hafızama kazınan bu film, İstiklal Caddesinde her yürüdüğümde, filmdeki cücenin yaşanmamış çocukluğu, gizlice sakladığı onlarca topun, ölümünün hemen ardından filmin diğer öteki karakteri olan travesti tarafından bulunması ve bu topların İstiklal Caddesine fırlatılmasını aklıma getirir. Nesin Esirtgen Galerisi ziyareti sırasında, İstiklal Caddesine açılan bu kapı ve pencereden görünen filmin çekildiği teras her daim bu film ile bağlantımı korumama neden olmuştur. Topların çıktığı bu geçit film ile aramdaki bağın gizli kapısıdır.

Topları sadece ana ve ara renk olarak ayırmamaya gösterdiğim özen, evrende her türlü zıtlığın ara formlarının da yer almasına bir gönderme ve bütünlük hassasiyetidir. LGBT temalı bir film olmasına ek olarak yayılma durumu, ana cinsiyet baskıncılığına bir son, ara, hatta hiç sayılanların kapılar ardında gizli kalmama, kalıplara sığmama, bireysel ve kitlesel bir özgürlük coşkusudur. Galeride dolaşan top ise ona istediğiniz rengi ve yeri vermeye özgür olduğunuz, saf parça olarak nitelendirilebilir.”

Sanatçının mekâna özgü yaptığı yerleştirmesinde sadece seyirci ile buluşmak değil onu geçmişe götürmek, şaşırtmak, özlemlerine kucak açmak, cinsiyet ayrımcılığına, isyanlarına, hüzünlerine, asiliklerine gönderme yaptığına inanıyoruz.

Gökkuşağının renkleriyle harmanlanmış olan topların içinde galeri içinde serbestçe dolaşan 1 beyaz topu görüyoruz. Sanatçı özünü şöyle açıklar: “Galeride dolaşan top ise ona istediğiniz rengi ve yeri vermeye özgür olduğunuz, saf parça olarak nitelendirilebilir”

İzleyiciyi serginin ayrılmaz bir parçası yaparak eserin içine davet etmekte ve ona bir deneyim yaşatmaktadır. Malzemesini gerçek dünyadan ve gerçek mekânda kendi hayali dünyasını yaratarak yabancılaştığımız dijital çağda unuttuğumuz çocuksu değerleri bize top nesnesi ile tekrar hatırlatmaktadır.

Günümüzde enstalasyon çalışmalarının mekana özgü yerleştirmelerden bağımsız olarak taşınabildiğini görüyoruz oysa bu çalışmada kavramına da uygun olarak sadece mekana özel bir yerleştirme özelliği ile sergi süresince izleyiciyle buluşarak bir iletişim kurulabilecek olmasıdır.

Nesrin Esirtgen Collection’da sergilenmekte olan enstalasyonun en hüzünlü yanı sadece 6 Mart’a kadar bizimle oluyor olması. Sonraki zamanlarda galeri yöneticileri tarihsel mekâna aynı zamanda özellik katan bu işi sürekli olarak izleyiciyle buluşturmak ister mi bunu bilmiyorum yalnız İstanbul’da olup şanslı olanlar vakit kaybetmeden bu enstalasyonla bir an önce buluşmasını tavsiye ediyorum.

Seks Sonrası Büyü!

Sevişirken yaşanan anlar hiç şüphesiz büyüleci, fakat ya sonrası? Seks sonrasında yaşadığınız anlar çok önemli. Büyüyü devam ettirebilmek için tavsiyelerimizi okuyun…

Harika bir seksten sonra sevgilinizle yatakta yan yana yattığınızı düşünün. Kendi kendine “Vay be, çok güzeldi” dediğini duyduğunuzda onun da durumdan çok memnun olduğunu anlarsınız. Sakın bu gurur ve memnuniyetle yayılıp yatmayın. İşin gerçeği, seks sonrasında yaptıklarınız onu yataktaki becerilerinizle neredeyse eşit miktarda etkiler!

ONA İLTİFAT EDİN

Siz tam amacınıza ulaşamamış olsanız da, çabaları için onu mutlaka takdir etmelisiniz. 27 yaşındaki Mert “Çok özel bir kutlama beklemiyorum ama en azından bir gülümseme ve rahatlatma isterim. İşi tamamen batırmadığımı belli eden herhangi bir hareket de yeterli olacaktır” diyor. Daha önceden yaptığı ve sizin de çok zevk aldığınız bir şeyi ona detaylarıyla anlatabilirsiniz. Bu şekilde kendine olan güveni artacaktır. Hem siz de bu durumdan yarar sağlayabilirsiniz. Çünkü zevk aldığınız şeyi mutlaka bir daha yapacaktır.ONUN GÖMLEĞİNİ GİYİN

Birlikte olduğunuz özel anları yatak odasıyla sınırlandırmayın. Evin diğer bölümlerindeki rahat tavırlarınız sayesinde erkek arkadaşınız için baş döndürücü olabilirsiniz. Bu konuda giysilerden yardım almanız mümkün.

Burak bu konuya bakışını şöyle özetliyor: “Hayatta evin içinde yarı çıplak dolaşan bir kadından daha seksi bir şey düşünemiyorum. Hatta üstünde bir de benim gömleğim varsa, bu daha da harika olur!” Üstünüzde kendisine ait bir elbise parçası gördüğü an sizi tekrar en doğal halinizle görmenin hayallerini kurmaya başlayacağına emin olabilirsiniz!

İÇECEK BİR ŞEY ÖNERİN

İçki içip kendinizi dağıtın demiyoruz. Onun yerine su almak için kalktığınızda ona da isteyip istemediğini sorun. 0 kadar yorulduktan sonra serinlemek ihtiyacı içinde olacağından bu hareketiniz ona çok ince gelecek.

27 yaşındaki Umut “Kız arkadaşımla ilk kez seviştikten sonra bir şey demeden odadan çıkıp gitmişti. Sonra elinde iki bardak suyla geri geldi. Normalde seksten sonra karşımdaki rahat mı diye ben kontrol ederim. İlk defa birinin beni düşünmesi çok hoşuma gitmişti” diye itiraf ediyor.KALKIP GİDİN

Sarılıp uyumak her kadının hoşuna gider. Ama yeni yeni çıkmaya başladığınız birinin ne istediğini ya da istemediğini bilemezsiniz. Hatta kendini tuzağa düşmüş hissedebilir.

30 yaşındaki Ercan “Seviştikten sonra ciddi bir ilişkideki erkek tarafı gibi hissetmek beni biraz geriyor. Dolayısıyla seksin ardından giyinip gitmesi beni biraz rahatlatır açıkçası.” Bunun 10 dakika sonra ya da ertesi sabah olması da fark etmez. Ondan başka işleriniz olduğunu ona belli edin. Böylelikle daha fazlasını almak için sabırsızlanacaktır.

Erkekler konuşuyor:

BÜYÜYÜ BOZAN HAREKETLER

– Seviştikten sonra ortalıkta çırılçıplak dolaşan bir kız beni çok da mutlu etmez. Sonuçta iki erkek arkadaşımla beraber yaşıyorum.

Berk, 29

– Seksin en güzel yerinde ağzının koktuğunu fark edersem heyecanım direkt söner. Vücudunun herhangi bir yerinden gelen kokunun da etkisi aynı olur.

Emir, 31- İçkinin etkisiyle banyoya koşup çıkarması çok da hoş olmaz. Tabii koşarken çıplaksa işler değişebilir!

Murat, 25

– Birlikte olduğum bir kız, sevişmemiz sadece 30 saniye sürünce “Bana borçlusun” diye dalga geçmişti. Cidden çok kötü bir deneyimdi.

Bora, 23

– Bir kız benimle yattıktan sonra teşekkür edip sevgilisiyle buluşmaya gideceğini söylese kendimi kötü hissederdim herhalde. Zaten sevgilisi olan biriyle sevişmek kötü olurdu.

Aydın, 26

Gençler için cinsellik hâlâ bir tabu

Cinsellik konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan Türkiye’nin yüzde 26′lık genç nüfusunun, yüzde 59.5′i evlenmeden cinsel ilişkiye girmeyi kabul etmiyor.

Gençlerin yüzde 64.8’i bekâreti önemserken 67.9’u cinsel konularla ilgili hizmet sunulmasını istiyor. Gençler cinsellikle ilgili bilgiyi arkadaş ortamı, dergi, gazete ve internetteki pornografik yayınlardan ediniyor.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkları bilmiyorlar

Diva Sağlık Merkezi tarafından kadın ve erkek 18-30 yaş aralığında yapılan “Gençlik ve Cinsellik Araştırması”nda en dikkat çeken nokta, gençlerin cinsellik konusunda bilgi sahibi olmaması. Gençler cinsel bilgiyi farklı alanlardan edinirken bilgisizlik cinsel yolla bulaşan enfeksiyonları arttırıp anne yaşamını tehlikeye sokan gebelik sonlandırmalarına ve cinsel istismara neden oluyor.

Aynı nedenler paralı sekse zorlanma ve cinsel sömürüye de zemin hazırlıyor. Araştırmaya göre gençlerin yüzde 59.5’i karşı tarafla cinsel ilişkiye girmeye sıcak bakmazken yüzde 64.8’i evleneceği kişinin bâkire/bâkir olmasını istiyor. Yüzde 21.6’ü ise bekârete önem vermiyor.

Arkadaş ortamında öğreniyorlar

Katılımcıların yüzde 49.8’i cinsel bilgiyi arkadaş ortamından edinirken yüzde 20.9’u internet sitelerinden, yüzde 9.5’i televizyon ve gazetelerden öğreniyor. Bunların yanında gençlerin yüzde 45.4’ü cinsellik konusunda tutucu ve muhafazakâr davranırken yüzde 61.7’si, 2010 yılında Türkiye’de cinselliğin tabu olduğunu düşünüyor.

Katılımcı gençlerin yüzde 40.1’i AIDS hakkında bilgi sahibi değilken yüzde 80.2’si AIDS’lilerle aynı mekânı kullanmaktan kaçınıyor.

İnternet Cinselliği Bitiriyor Mu?

GENELLİKLE BİR OYUN GİBİ BAŞLAYAN YAZIŞMALAR DAHA SONRA TUTKULU BİRER İLİŞKİYE DÖNÜŞEBİLİYOR.

Günümüzde teknolojinin parlayan yıldızı hiç şüphesiz ki, sanal alem olmaya devam ediyor ve görüldüğü üzere, internet iletişimde sınır tanımıyor. Özellikle son birkaç senedir sosyal ağ paylaşım sitelerine (Blogspot, Facebook, Flixster, Fourmspring, Mypace, Path, Siberalem, Twitter, Windows Live, vb.) olan ilginin hızla arttığı gözlemleniyor. Konu teknoloji olunca, internet iletişimi ve internet vasıtasıyla yapılan her şey, masaüstü bilgisayarlarından sonra laptop, cep telefonlar, tabletler ve akıllı cihazlarda yapılır hale geldi. Hal böyle olunca, kadın-erkek demeden, her yaştan insan istediği zaman, istediği bilgiye ve kişiye, hatta hiç tanımadığı kişilere dahi rahatlıkla ulaşabiliyor. Ayrıca, teknoloji, insan hayatına o denli çok işledi ki, insanlar iş yerlerinde, evlerinde ve girdikleri sosyal ortamlarda ya bilgisayar başında sörf yapıyor ya da son teknoloji telefonlarından sanal âleme akıyor. Bu durum, dış mekânlarda da aynı. Bu nedenle hem insanlar karşı cinsle internet üzerinden görüntülü ve sesli sohbet yapma ihtiyacı duyduğu için gerçek cinsellikten uzak duruyor, hem de sosyal bağın ve özellikle iş ortamının internet ağı üzerinden gerçekleşebilirliğinin artması nedeniyle ikili ilişkiler olması gerektiği gibi olmuyor.

Sanal alem çift ilişkisini olumsuz etkiliyor!

Günümüz koşullarında internet erişiminin olmadığı ev ve iş yeri kalmadı. Bilindiği üzere iş yerlerinde bile haberleşmek, istek bildirmek, tavsiye vermek, veri göndermek, sunum yapmak ve hatta fırça atmak için bile sosyal ağlar (e-mail adresleri, google talk gibi anlık konuşma sağlanabilecek paneller) kullanılıyor. Dolayısıyla, pek çok işveren ve işçi her türlü iletişimlerini internet üzerinden halledebiliyor. Hal böyle olunca, internet erişiminin ve iş yerlerinde uygulanan internet sisteminin verdiği rahatlıkla hem işveren çalışanından evde çalışmasını talep edebiliyor hem de çalışan yetiştiremediği işleri evde yapmayı tercih edebiliyor. Hal böyle olunca çiftlerin hem bireysel hem de cinsel hayatları olumsuz etkileniyor. Dolayısıyla, eve iş getirmek, belki de tek yüz yüze iletişim sağlanan ortak alanını istila ediyor. Bu durum da, günün özlemini giderebilecek kadar birbirine zaman ayıramayan, ortak alanda farklı köşelerde sessiz sedasız oturmak zorunda kalan ve yatma vakti geldiğinde yalnızlığa mahkûm kalan çiftlerin artmasına, bireysel ilişkilerin ve cinselliğin ikinci hatta üçüncü sıraya atılmasına neden oluyor.

Gerçeği varken sanal olanı tercih etmeyin!

Sanal âlemde flört etmenin sınırlarını çizmek oldukça zor… Genellikle bir oyun gibi başlayan yazışmalar daha sonra tutkulu birer ilişkiye dönüşebiliyor. Bireyler yolunda giden ilişkileri olsa bile, zamanla kendilerini sanal ortamdaki cazibeli duruma kaptırabiliyor. Sevgiliden ya da eşten zaman çalınarak, çeşitli bahanelerle sosyal paylaşım ağlarına girilmeye çalışılması ilişkilerde sorunlar yaşanmasına ortam hazırlıyor. Cinsellik sevgi, saygı güvenin paylaşıldığı, dokunmanın verdiği hazların yaşandığı ve ancak ruh, zihin ve beden bütünlüğünde yaşanıldığında sağlıklı olan bir eylem. Oysa sanal seks bu bütünlüğü sağlayamıyor, kişiyi paylaşmanın verdiği hazlardan yoksun bırakıyor ve yalnızlaştırıyor. Dolayısıyla, cinselliği tüm boyutlarından soyutlayıp sadece zevki ön plana alan ve mekanikleştiren sanal seks dünyasına alışmış bir kişi, gerçek yaşamda cinsellikte sorunlarla karşılaşabiliyor. Çünkü sanal seks sonrası, gerçek yaşamda fanteziler daha zor paylaşılıyor, cinsel beklentilerin sadece sanal ortamdaki gibi olacağına inanılıyor. Bu nedenle zamanla sanal ortamda yaşanılan cinselliğin verdiği haz, partnerden alınmaz bir hale geliyor. Bunu biraz daha açacak olursak, kişinin sanal sekste mastürbasyonla boşalması, gerçek yaşamda partneri tarafından yapılan uyaranlara cevap vermesini zorlaştırıyor ve cinsel işlev bozukluklarına zemin hazırlıyor.

Ne yapmak gerekiyor?

İş ve ev yani çalışma hayatıyla özel hayat arasındaki farkı anlayabilmek için iyi bir zaman yönetimine ihtiyaç var… Eve iş getirmemek, partnerler arası iletişimi ve cinsel ilişkiyi iyileştirebilmek için olduğu kadar beynin rahatlayabilmesi ve vücutta oluşan stresin boşalabilmesi içinde bir hayli önemli… Özellikle ev ortamına ayak basıldığında, akıllı telefonları kafesine kapatmak, laptop ve tabletleri rafa kaldırmak, sanal alemden uzak durabilmek için önemli bir adım… İkinci adım ise gün boyu mahrum kalınan aile ya da partner ilişkilerine yeterince zaman ayırabilmek için ortak yapılabilecekler listesi (zeka oyunları oynamak, film izlemek, müzik dinlemek, sohbet etmek, sosyalleşmek vb.) hazırlamak olmalı… Böylece geç saatlere kadar olan yalnızlaşma son bulabiliyor ve çiftler ruhu ve bedeni paylaşabilme sanatı olan cinselliği doyasıya yaşayabiliyor. Sosyal ağların kullanımının yaygınlaşması sonucu ortaya çıkan “sanal seks” uygulamasının önüne geçebilmenin üçüncü yolu ise, ev ortamında internet kullanımının sınırlandırılması ve çift odaklı aktivitelerin arttırılması… Aksi takdirde sanal alem bağımlılığı başlayabiliyor.

Yatak Odasının Ateşini Yükseltin

Cinsellik en temel ihtiyaçlarımızdan biri. Kadını kadın gibi, erkeği erkek gibi hissettiren bir şey. Bir bütünleşme hali…

Yatak odanızın ateşini yükselterek hem fizyolojik hem de psikolojik doygunluğa ulaşabilirsiniz. Her ne kadar içgüdüsel bir davranış ve en temel ihtiyaçlarımızdan biri olsa da yatak odasında bazen aradığımız mutluluğu veya doyumu yakalayamıyoruz. Önünüzde iki seçenek var: Doyumsuz bir cinsel hayatı kabullenip her gün aynı yemeği yiyebilirsiniz ya da size verdiğimiz muhteşem önerilerle yatak odasının fitilini yakabilirsiniz. Ena Therapia’dan Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız, cinsellikle ilgili tüm yanlış anlayış ve kanıların aksine tarih öncesi döneme gittiğimiz zaman insanların birlikte olabildiğini vurguluyor ve soruyor: Tarih öncesi dönemde kim kime nasıl öpüşeceğini veya sevişeceğini öğretmiş? Kimse! Uzman Psikolog Akyıldız, hem kadının hem de erkeğin temel ihtiyaçlarından biri olan cinsellik konusunda yaşanılan sorunların pek çok etkene bağlı olduğunu söylüyor. Bazen de çok fazla okumanın veya bilmenin, içgüdüsel davranışlarımızdan bizi uzaklaştırabildiğini ekliyor. Başarı, performans kaygısı, mükemmeliyetçi kişilik yapısı gibi etkenler de yine kişi üzerinde cinsel ilişkiye girerken sıkıntı yaratabiliyor. Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız, işin en temelinden başlayıp kadını cinselliğin doruğuna taşıyacak önerileri anlattı.
Cinsel açlığınızla yüzleşin
Toplumumuzun muhafazakar yapısı yüzünden çiftler cinsel isteklerini çoğunlukla dile getiremiyor. Özellikle kadınlar “Acaba beni yanlış anlar mı?” kaygısı yaşıyor. Uzman Psikolog Akyıldız cinselliğin, erkek kadar kadının da en temel ihtiyaçlarından biri olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bir sürü açlık çeşidi var. Zihinsel, fiziksel, bedensel ve psikolojik açlık. Fiziksel açlıklarımızın arasında yemek yemek, su içmek, uyumak olduğu gibi cinsel ilişkiye girmek de var. Bir kadın o kadar güzel cinsel deneyim yaşar ki yüzüne coşku, enerji ve ışıltı yansır. Çünkü kadın, kadın olduğunu hisseder. Bazen de o kadar uzaklaşır ki başka noktalarda onu tamamlamaya çalışır. Boşluk doldurmaya ve farklı uğraşlar bulmaya çalışır kendine. Bu bazen sigara, bazen yiyecek, bazen de alışveriş olabilir. Kadının her şeyden önce cinselliği yaşamaya hakkı vardır ve bunu önce kendine söylemeli.” Uzman Psikolog Akyıldız, bir kadının rahatlıkla partnerine “Deli gibi sana dokunmak ve seninle birlikte olmak istiyorum” diyebilmesi gerektiğini anlatıyor.
İnsanların dünyaya geldiği dönemi düşünmemizi öneren Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız, “Kim kime nasıl öpüşmeyi, sevişmeyi ve nasıl kadın-erkek olmayı öğretmiş?” sorusunu soruyor. Cevap olarak ise doğayı seyretmemizi öneriyor. Doğa kanunlarının bize her şeyi öğrettiğini, kumruların, kuşların ve köpeklerin hepsinin içgüdüsel olarak bunu yaptığını belirtiyor: “İçimizdekileri bastırmamakta fayda var. Kadınlar, cinselliğin yemek yemek, su içmek gibi olduğunu unutmamalı.”

Tahrik unsurlarını belirleyin
Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız, herkesin bir tarzı olduğunu söylüyor. Mesela hayata meydan okuyarak bakan kadının tahrik olduğu tarz, “Böceğim, bitanem” değildir. Tam tersi çok narin ve kırılgan bir kadını tahrik eden erkek formatı da “Seni deli gibi arzuluyorum, akşam eve geldiğimde beni hazır bekle” değildir. Tarzların denk düşmesi ve tencere-kapak gibi uyumlu olması çok önemli. Uzman Psikolog Akyıldız, vücudumuzda tahrik olduğumuz bölgelerin son derece değişken olduğunu söylüyor. Diyelim her şeyi kendi başına yapmaya alışmış bir kadın var, bu kadına bel bölgesinden destek verir gibi dokunulması kadının seksi hissetmesine sebep olabilir. Çünkü kadın onu vücut sinyali olarak şöyle algılar; “Söylemese bile ne kadar desteğe ihtiyacım olduğunun farkında ve o beni tamamlıyor”. Uzman Psikolog Akyıldız, “Hepimiz doğduğumuz aileden kadın-erkek ilişkilerini öğreniriz. Kadın genelde ‘İstemem ama yan cebime koy’ der, bu ailesinden öğrendiği bir davranıştır aslında. Cinselliğin bir kalıbı yoktur önemli olan sizin ruhunuzun ne istediğidir” diye açıklıyor.

 

“Senin için hain planlarım var…”
“Canım ya ben çok yorgunum, bugün yapmak istemiyorum” cümlesi size de aşina geldi mi? Partneriniz, söylediği gibi yorgun olabilir veya birlikte olmak istemeyebilir. Bu durum bir-iki kere hatta üç kere tolere edilebilir ama bir süre sonra kadın “Neden istenmiyorum?” diyecektir. Uzman Psikolog Akyıldız, kadının hemen kendi vücuduna bakmaya başlayacağını, sorunun kendisinden kaynaklandığını düşüneceğini söylüyor ve ekliyor: “Halbuki cinsellik kesinlikle şekille ilgili değildir. Kadın, öyle bir durur ki karşısında hiçbir erkek dayanamaz. Kim olduğunuzu ve ne istediğinizi bildiğiniz, eksiklerinize değil de artılarınıza konsantre olduğunuz sürece kimse size öyle değersiz bir kadınmışsınız gibi davranamaz.” Kadının tüm isteklerini erkeğine söylemesi gerektiğini belirten Uzman Psikolog Akyıldız, “Hayatım ben seni çok fazla hissetmek istiyorum, dokunmak istiyorum. Uzun zamandır ateşli bir gecemiz olmadı. Senin için hain planlarım var” gibi cümlelerin kullanılabileceğini belirtiyor.

 

Dizginleri elinize alın
Cinsel ilişkide konuşmak en önemli kısmı oluşturuyor. Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız, kadının cinsel ilişkiyi yönlendireceğini bilmesinin de önem taşıdığını söylüyor ve ekliyor: “Şöyle düşünelim; ben erkeğim, karşımda da dünyanın en güzel kadını var. Ama her şeyiyle kontrol bende. Ben istersem öperim, istersem dokunurum, istersem koltukta sevişirim. O kadının hiçbir şekilde kontrolü yoksa ve tüm dizginler benim elimdeyse, cazibe bunun neresinde? Kadınlar kontrolü tamamen erkeğe bırakırsa, erkek ‘Adrenaline ihtiyacım var’ deyip farklı yollara başvurabilir.”
Masum seks oyunlarının tam sırası
Yatak odasında ateşli ve şehvetli ilişkiyi sağlayabilmenin bir yolu da ufak oyunlar oynayabilmekten geçiyor. Oyunların asıl fonksiyonunun karşındakini şaşırtabilmek olduğunu anlatan Akyıldız, “Şaşırtmak çok önemli. Çocuklar genelde ne yapar? Bir şey ister, olmuyorsa farklı formüller dener. İlla istiyorum der, o da olmuyorsa avazı çıktığı kadar ağlar. Şaşırtarak dikkati çeker. Hayatta herkesin yaptığını aynen yaptığınızda kimseyi şaşırtamaz, dikkati çekemezsiniz” diye ekliyor.

Erotik sahneleri hatırlayın
Öğrenme, duyarak veya yazarak değil görerek gerçekleşiyor. Türkiye cinselliğin öğretildiği veya gösterildiği bir toplum değil. Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız, bu durumda cinsel içerikli filmlerden yararlanılabileceğini şu şekilde anlatıyor: “Einstein demiş ki ‘Bir insanın zekasının göstergesi hayal gücüdür’. Yani gözlerinizi kapattığınızda gözünüzün önüne gelen filmlerden yola çıkabilirsiniz. İzlediğiniz filmlerden hangisinin en erotik sahnesi gözünüzün önüne geliyorsa belli ki o bölümler sizi cinsel ilişki sırasında motive eden ve tahrik eden sahneler.” Sizi heyecanlandıran filmi bulmak için gözlerinizi kapatın ve düşünmeye başlayın. “Ya ben de onlarınki gibi cinsel ilişki yaşamak istiyorum” dediğiniz filmdeki kadın ve erkeğin neler yaptığını bir kağıda not alın. Daha sonra not aldığınız bu sahneleri partnerinizle birlikte deneyin.
G noktası ve orgazm
Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız, kadında ve erkekte orgazm oldukları bir nokta olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Erkek cinsel organının pozisyonla birlikte dokunduğu, paralel düştüğü bir nokta vardır. Zaten o pozisyon denk düştüğünde ‘Ah bu pozisyon, benim pozisyonumdu’ deriz. Onu bulabilmek için farklı farklı şeyleri deneyerek, tecrübe etmek gerekir. Bunların hepsi hem konsantrasyon, hem tarz, hem de kendinizi ne kadar şehvetli hissettiğinizle alakalı. Tüm bu faktörleri bir iksir gibi düşünebiliriz.” Orgazm sıkıntısı yaşayan kadınlara ise G-Shot isimli bir uygulamanın yapılabileceğini söylüyor. G-Shot uygulamasıyla, kadının genital bölgesinin içine silikonsu bir yapı enjekte ediliyor. Bu silikon yapı sayesinde titreşim kadına daha kolay ulaşıyor ve kadın daha hızlı orgazm olabiliyor.

 

 

İlk Travesti Cezaevi İzmir’e

Travestilerin Cezaevine düşmeleri halinde tek kişilik koğuşlara konulmaları ve tek başlarına volta atmak zorunda kalmaları üzerine Adalet bakanlığı Travesti cezaevi yapma konusunda ilk adımı attı .. İlk Travesti Cezaevi İzmir’de açılacak.

Eğer plan gerçekleştirilirse Türkiye’deki ilk travesti cezaevi İzmir Aliağa cezaevi kampüsü içerisinde veya civarında yer alacak. Konuya ilişkin yasa tasarısı ise meclis alt komisyonunda görüşülüyor.Daha önce cinayet suçundan hükmü bulunan ve tek kişilik hücreye yatırılan travesti Öykü’nün avukatı Rıfat Öztürkoğlu, “Kadın ve erkek koğuşunda kalamayan trans kadının tek kişilik hücreye konulması, sınırlı havalandırma verilmesiyle müvekkilim  izole edilmişti. O dönemler çözüm bulunamamıştı ama şimdi bu tasarının alt komisyonda bile bulunması büyük bir başarıdır” dedi.

Daha önce çeşitli suçlardan hüküm giyen travestiler erkek koğuşlarında da kadın koğuşlarında da denendi fakat travestilerin hem erkek hemde kadın koğuşlarında yatmalarının birtakım sorunlara yol açtığı gözlendi. Bu durumun dünyada çeşitli ülkelerde çeşitli uygulamalarının olduğu görülmektedir, Özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde üzerinde durulan bu durum, Ülkemizde de yapılmak istendiği gibi travestilere özel cezaevleri sayesinde çözülmüş durumda. Yine Güney Amerika ülkelerinde de bu durumun çözümü travesti cezaevleri ile aşılmış görünüyor.